içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Vefasız Ruhlar Makamı

 

Güneş, tüm sıcaklığı ile kavururken yeryüzünü ve bir damla su ararken insanlık... Su gibi “Biz” olmak; Ve yağmurlar yağıp, sırılsıklam olmuşken tüm insanlar... Biz şarkısında sağnak yağış gibi kalmak; Güneşe, suya yani hayata Vefadır.

Vefa, iyi ve kötü günde değil; günün kendisinde biz kalmaktır. Kollamaktır rüzgarı  ve koşan atlar gibi ahitleştiğimiz yolda oldurmaktır hayalleri.

Aslında uzun cümleler girdabında derin ifadelere sığınmadan da konuşabilirim. Fakat Vefa incinmişse ve “Biz” artık kırık ayna gibi kalmışsa önümüzde; sitem etmeden fakat adaletin görkeminde birkaç cümle esirgemeden adını koymak gerekir olup bitenin.

Biz beraber girmiştik o çetin yollara. Ve beraber yürüyorduk; kimi vakit azığımızı neşe ile paylaşırken; kimi vakit çakal, sırtlan izlerini sırt sırta vererek sürerdik; sonra yola dair hikayeler destelerdik: “Vefa bir yol hikayesi değildir!.. Yolun kendisidir!” derdik.

Sonra ne oldu? Bir kum fırtınasında mı kayboldu birimiz; yıldızları sayarken uyuduğumuz çöl gecesinde bir zehirli yılan mı soktu birimizi. Veya yolda karşılaştığımız bir Kervanın anlattığı masal mı yolları ayırdı.

Yok… Hayır. Ne yol ne de yolda bir şey yaşattı Vefasızlığı. Çok basit ve hatta adi bir mesele yaşattı bütün olup biteni: Bir Koltuk! Evet, sadece bir koltuk!

Sadece sana “Efendim!..” diye hitap etmeyi sağladığı için; belki görmeyi istediğin fakat içinde bastırdığın bir seri dünyevi şehvetlerini kışkırtan alkışları çoğalttığı için, kim bilir belki de derinliğin, çapın yetmez diye korktuğun hedefler önüne serildiği için… Kim bilir; bilebilir… Belki de anlaşılır sebeplere sığınan “beni anlayın!..” dediğin zaafların, eksikliklerin kapandığı için…

Hepsi mümkün; İnsanız sonuçta… Ölüm gibi Vefasız olmakta bir gerçeği hayatın. Ancak Biz’i öldüren ben değilim.

Ben yola, yolculuğu, yoldaşa hep sadık kaldım. Hatta bana da arada bir koltuk katalogları gelirdi; “Bir alana ikincisi bedava!” diye kampanyalarda özel aranırdım. Fakat ben koltuk budalası, koltuk kokusu olan makam şehvetinin tuzağına düşmeyecek kadar Vefa sevdalası adamım. Hep söylerim: “Vefa, kendisine sevdalandıkça Vefa kalır!...”. Hatta biraz gülümserken düşünelim diye nükte bile yapardım: “Vefat” kelimesinde bile fazla duran sadece “t” harfidir. Değilse Vefat zaten yaratana, alemlerin rabbına vefadan ibarettir.

Şimdi daha iyi anlıyorum biliyor musun? Neden yağmurlar sel oluyor, alevler orman yangını, zelzele hatta yıkım ve neden insanlık daha kötüye gidiyor? “İklim değişikliği” diyorlar; doğru… Doğru ama hangi iklim? Doğanın iklimi mi? Yoksa onun bile sebebi olan Ruhun iklimindeki değişiklik mi?

Ruhun doğası bozuldu mu; insan nasıl canavarlaşıyor; nasıl adileşiyor… nasıl intiharları davet eden bir bayağılaşmaya düşüyor..değil mi?

Bir koltuğun ruhu kirletmesi, ezmesi, adileştirmesi acaba koltuğun hangi gücünden geliyor? Koltuğun derisinin insan derisinden olması mı? Yoksa büyük fedakarlıklarla büyük avlarda elde edilmiş en pahalı canlı derisinden olması mı? Yok… yok; sanmıyorum… Başka bir şey var! Biz’den sen li benli konuşmalara, atışmalara sebep olan!... Bir sır belki de bir lanet.

Yine de buğz etmiyorum, etmeyeceğim bu vefasızlığa. Belki son bir görev olarak cümlelerimle ayna tutmak istiyorum ruhuna; senin gibi kalan tüm ruhlara…

“Kırılmayın sözlerimden, incinmeyim. Sadece aynaya bakın. O ihtişamlı elbiselerin altında körleşmiş ve kararmış kalbinize, hırs bürümüş gözleriniz ile bakın. Ve utanmayın sakın. Aksine gururlanın. Çünkü bu kibirli ve vefasız insanı, insanları siz yarattınız. O sizsiniz. Başka biri değil...

Oysa sizden sadece martıların sadakatini istemiştim. Deniz ile martılar kadar derin ve sıcak bir dostluk. Ben sizinle ölmeye, sizin için ölmeye hazırdım. Siz beni, kendi ellerinizle gömdünüz. Bu bir isyan veyahut feryat değil. Bu sadece Vefa mızıkamın sesi. Kusura bakma, bakmayın. Ben sizin gibi, insanların yüreğindeki samimiyeti çalmadım, çalamadım. Bir mızıka o da bir çobanın ıslığı kadar masum….

Bazen soruyorlar neden vefasızlıktan söz açınca şiirleşiyorsun, düz hatta dümdüz girmeli cümleler vefasız kalplere… Adaletin kılıcı kesmeli hatta doğramalı bu koltuk sevdası sinmiş vefa katili ruhlara…

Hayır. Vefa koltuk kurbanları olunca eksilmez; hatta vefasızlara çağrılardan bile incinir. Vefa ölmüş ruhlar mezarlığı olmak ve kalmak istemez. Ölenleri, ölmüş ruhların yani vefasızların cenazesini bile kılmak istemez; o ruhları satın alan ve kullananlar cenazeyle ilgilensin ister…

Vefa ona sadık kalanlarla yola devam etmekten onur duyar. Yani koltuk şehvetine ruhunu satmamış adamlarla yürümeye sevdalanmaktan…guru duyar.

Bunca sözden sonra; şimdi mi? Çekilebilirsiniz hayatımdam. Siz, sandığınız şekliyle zirveye doğru çıkmaya devam edin. Ben mi? O zirveden yuvarlanıp düştüğünüz yerde olacağım. Yo elinizden tutup kaldırmak için değil. Vefasızlığa bir ibret daha olduğunuz için; vefalı dostlarıma sizi göstermek için.

Biliyorum Vefa düşeceğiniz yerde beklememi bile size çok görüyor; olsun Vefa asil olduğu için terk edildiği yerde beklemez; fakat adalet Vefanın koruyucu meleğidir ve bir asil görevi vardır: Vefasızlığın bedeli olduğunu göstermek!

Vefa’ya omuz vermek yerine; koltuğun makam şehvetini tercih edenleredir sözüm: Koltuğun sıcaklığı ateşinizdir!... Ateşiniz bol olsun!

Çünkü her vefaya suikast, vefayı incitmek; Cennet yoluna saldıran eşkıya olmaktır!.. Tabi ki ateşi bol olacak!

Ve tabi ki Vefalı olmak Cennetlendirmektir hayatı ve tabi ki çiçeği bol olacak! Zaten Vefa “çiçeklenmiş yoldaşlık” demektir. Selam olsun Vefada kalanlara, vefalı yolculuklara.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum