içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

12 Eylül Askeri Darbesi

1977 yılında Adıyaman Gerger ilçesinden Diyarbakır Çüngüş ilçesine göç etmiştik. Çüngüş, İki bin nüfuslu bir ilçe ve her kes akrabalık, dostluk, arkadaşlık vb. gibi bağlarla birbirini tanır ve birbiriyle bir şekilde bağlantılı…

O yıllar meşhur Sağ-Sol çatışmalarının yoğun yaşandığı yıllar. Toplumun bölündüğü kutuplaştığı, nefret duygularının arttığı zamanlar. Siyasi ve ekonomik istikrarsızlık ve sosyal bunalımlar had safhada. Kahvehaneler, lokaller, okullar, üniversiteler, meydanlar, sokaklar sağ-sol çatışmalarının merkezi. Her gün sağ ve sol görüşlü onlarca insan hayatını kaybediyor, can güvenliği kalmamış, vatandaşlar sokağa çıkamaz hale gelmişti…

1980 yılında ilkokul 3. sınıftayım.  Sınıf Arkadaşım İlhan Kaymaz’ın babası ile rahmetli amcam ortak bir kahvehane işletiyorlar. İlhan ve ben ara sıra o kahvehaneye gidip boş bardakları toplar, masaları siler, harçlıkları kapardık.

Kahvehanenin hemen bitişiğinde belediyeye ait kaba inşaatı bitmiş bir bina vardı. İlçe de toplantı yapacak oradan daha uygun yer olmadığı için hem Sağ hem de Sol siyasi örgütler toplantılarını orada yaparlardı. Kahvehaneden de çay ve iskemle servisi isterlerdi. Ben ve İlhan bazen elimize bir sürahi su ve bir bardak alarak o örgütlerin arasına girer su dağıtır, bazen de boş çay bardaklarını toplardık. Onların hararetli konuşmalarına şahitlik eder hayran hayran bakardık…

Bir gün yine bir örgüt toplantısı bitmiş herkes dağılmıştı. Ben ve İlhan iskemleleri kahvehane ye taşıyorduk.

-Falan örgüt daha doğru söylüyor.

-Bilmem. Sanki filan örgüt daha güzel şeyler söylüyor.

Minvalinde birbirimizle tartışmaya başladık.

Bir ben den, bir ondan derken kavgaya tutuştuk. Daha 10-11 yaşlarında Siyasetin “S” sini bile bilmeyen iki can arkadaş farklı siyasi kutuplara sempati duymuş ve birbirimizle kavga etmiştik.

Olayı duyan Rahmetli amcam ve İlhan’ın babası ikimizi çağırarak hem kulaklarımızı çekmiş hem de

-Sizin yaşınıza uygun şeyler değil! Diyerek akıl vermişlerdi…

O çocuk yaşımız da şahit olduğumuz bir şey vardı! Sağcılar ve Solcular aynı ağacın farklı dallarıydı. Bir elmanın iki yarsı gibiydiler. Hepsi ülkesini çok seven, vatanperver insanlardı. Hepsi aynı duyarlılıkta bu memleketin çocuklarıydı. Çünkü hepsinin söylemleri üç aşağı beş yukarı birbirine yakındı.

Bazen iki öz kardeşi ayrı ayrı siyasi örgütler içinde görüyor ve o çocuk halimizle hayret ediyorduk! Ancak ne olmuştu da bunlar birbirlerine düşmüşlerdi? Onu anlayamıyorduk!...

Kardeşin kardeşi vurduğu ve niçin vurduğunu bilmediği o günler de siyasiler bu durumdan nemalanıyor, toplumu kaosa, ülkeyi uçuruma yuvarlıyorlardı.

Oysa;

-Durun yahu! Biz ne yapıyoruz? Bir araya gelelim, konuşalım, tartışalım bu yangını söndürelim. Demeleri beklenirken kapıların ardında gerilimin haritalarını çiziyorlardı…

Ve bir 12 Eylül sabahı uyandık ki Askeri İhtilal olmuş, sokağa çıkama yasağı ilan edilmiş.

Radyolar da kahramanlık türküleri çalınıyor, Kenan Evren’nin o meşhur konuşması tekrarlanıp duruyor…

Kaos ortamı, toplumsal buhran ve kardeş kavgası ortadan bıçak gibi kesilmiş, herkes derin bir oh çekmişti…

Komşu kadınlar, yaşı kemale ermiş hacı amcalar birbirleriyle konuşurken,

-Çocuklarımızın geleceğinden endişe ediyorduk. Bu kardeş kanını durdurduğu için Allah Kenan Evren’den razı olsun diyorlardı!... Stockholm Sendromu psikolojisine mi yakalanmışlardı bilmiyorum ama böyle de bir durum vardı ortada.

Madalyonun öteki yüzünü büyüyünce öğrendik. Baktık ki ayrıştırılan bölüştürülen ve kutuplaştırılan bir toplum birbirine kırdırılmış, ülkenin kurumları ve yöneticileri figüran olarak kullanılıp müdahale edilmişti.

Kısacası

-Bizim Çocuklar başardı! Diyen ABD’nin tezgahına gelmiştik…

12 Eylül 1980 Askeri darbesini yıl dönümünde bu hatırayla bir kez daha yad etmiş olduk. Aradan tam 41 yıl geçmiş. Ama ABD halen darbeler tasarlamaya devam ediyor.

27 Mayıs 1960 darbesi de, 12 Eylül 1980 darbesi de, 15 Temmuz 2016 Fetö darbesi de ABD tasarımlı darbelerdi. Hatta 28 Şubat 1997 Post modern ve 27 Nisan 2007 e-muhtıra gibi “Ara darbeler” de bile Büyük Şeytan Amerika’nın parmağı vardı.

Bugün Afganistan da oynanan tiyatro, Suriye ve Irak başta olmak üzere Ortadoğu’nun kan gölüne çevrilmesi, Afrika’nın yoksulluk ve kıtlıkla imtihanı vs. dünyada ki bütün sıkıntıları kaşıyarak bir kaos ortamı oluşturan Amerika’dır…

Yani demem o ki; Büyük Şeytan da oyun ve hile bitmiyor. Aradan yüz senede, beş yüz sene de geçse fırsat bulduğu anda bir kaos ortamı yaratarak hem darbe yaptırır hem de sömürmeye devam eder. Onun için her zaman iri ve diri olmak zorundayız.

 

 

 

 

 

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum