içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Göç ve Avrupa Türk Toplumu

Kalu bela’dan Dar-ı Bekaya dek hep bir göç üzeredir insan. Hz. Adem ve Havva’nın Cennetten dünyaya gönderilmesi insanoğlunun ilk göçüdür aslında. Onların nesilleri dehep göç halinde olmuşlardır. Hz. Nuh başta olmak üzere, Hüd,Salih, Şuayb, İbrahim, Lut, Musa,Harun, Yunus ve Hz. Muhammed çeşitli nedenlerle göç etmişlerdir. Tarihi süzgeçte bir de “Kavimler Göçü” vardır… Kısacası, doğum ile ölüm arasında hep bir göç hayatı yaşıyor insan...

Göç; içinde gurbet, sıla, özlem, sevda, sabır, umut, gelecek barındıran geniş bir kavramdır.İnsanlar göç ederken sadece bedenlerini değil, umutlarını, hayallerini, acılarını, hüzünlerini beraberinde taşırlar. Geleneklerini, göreneklerini örf ve adetlerini, kültürel değerlerini, edebiyatlarını götürürler gittikleri yerlere.

Her göç kavgalar, savaşlar, fetihler barındırır. Her göçün bir bedeli vardır ve bu bedel kimi zamançok ağır olur.

Türk Milletine baktığımız da Orta Asya’dan Anadolu’ya ardından Balkanlar ve Avrupa başta olmak üzere dünyanın her tarafına göç verentarihi bir süzgeçten geçtiğini görüyoruz…

Adıyaman’dan Diyarbakır’a oradan Bursa’ya,Bursa’dan Almanya’ya göç ederek 12 yıl Almanya’da gurbet hayatı yaşayıp, ardından tekrar Bursa’ya kesin dönüş yapan vegöçü iliklerine kadar hisseden birisi olarakAvrupa’ya işçi göçünün 60. yıl dönümü olduğu şu günlerde hüzün, çile ve acı dolu bu göç yolculuğuna değinmek istiyorum…

II. Dünya Savaşın da harabeye dönen ve milyonlarca insanın hayatını kaybettiği Avrupa’da büyük bir işgücü açığı ortaya çıkar. Avrupa birçok ülkeden işçi alarak bu işgücü açığını kapatmaya çalışır.

O yıllarda Türkiye’de işsizlik had safhada.Dönemin hükümetiekonomiye katkı için bir kalkınma planı hazırlar. Bu plana göre hem işsiz nüfus azalacak hem de yurtdışından döviz ve sanayi dallarında yetişmiş insan gücü kazanılacaktı. İlk olarak Almanya ile bir anlaşma yapılır.

Almanya İstanbul’da bir büro açar. Anadolu’nun her yerinden insanlar akın akın İstanbul’un yolunu tutar. Bu büronun önünde çoğu kez uzun kuyruklar oluşur. Almanlar başvuru yapanları tepeden tırnağa muayene edip sağlam olanları işçi olarak kabul eder. İlk kafile 30 Ekim 1961 de Haydarpaşa Garı’ndan trenle Düseldorf Garı’na iner…

İşsizliğin ve yoksulluğun yaban ellere sürüklediği bu insanların tek amacı vardı. Daha rahat bir hayat sürebilmek için biraz para biriktirip geri geleceklerdi. Ancak bu zaman 60. yılını doldurdu.Almanya artık “2. vatan” veya “Acı vatan”oldu...

Sosyal, siyasal ve kültürel yapısını bilmediği bir ülkeye göç etmiş olan birinci nesil önemli toplumsal sorunlar yaşadı. Ancak 2. ve 3. nesil Almanya’da eğitim aldı ve Alman toplumuyla daha yakın ilişkiler kurarak toplumsal yaşama daha iyi uyum sağlamaya çalıştı.

Başlangıçta “misafir işçi” olarak görülen Türklerin çocukları bugün artıksiyasetçi, sanatçı, sporcu, yazar, doktor, hâkim, savcı, avukat, öğretmen,mühendis ve akademisyen olarak sosyal, kültürel, sanatsal, toplumsal yaşamın her alanında varlık göstermekte ve sayıları her geçen yıl artmaktadır.Örneğin geçen hafta yapılan genel seçimler de 18 Türk kökenli Milletvekili Alman parlamentosuna girmeyi başardı.

Onlar aynı zamanda birer işverendir… Sadece Almanya’da85 binin üzerinde Türk işveren 600 binden fazla kişiye istihdam sağlamakta, yılda 40 milyar Euro ciro yapmaktadır.

Almanya’da 1,5 milyonu Alman vatandaşlığına geçmiş 3 milyonu aşkın Türk yaşıyor. Nüfusun yüzde 4’üne tekabül eden bu sayı, ülkedeki en büyük azınlık grubunu oluşturuyor. 2 milyonu aşkın Türk’te Fransa, Hollanda, Belçika, İsviçre, Avusturya, Danimarka, İngiltere, İsveç ve Norveç gibi ülkelerde yaşıyor.

Yaşadıkları toplumlarda sürekli asimilasyon/entegrasyon/uyum gibi sorunlarla karşılaşan, kimi zaman ırkçılığa, ayrımcılığa ve dışlamalara maruz kalan Türkler daha düne kadar sahipsiz, unutulmuş, kendi kaderlerine terkedilmişlerdi. Sadece ülkeye sağlayacakları katkıların hesapları yapılıyordu.

Benim Almanya da kaldığım yıllar da devlet büyükelçilik ve konsolosluk düzeyinde sembolik olarak vardı.  Sorun gidermede, çözüm yolu bulunmasına aracılık etmede maalesef yoktu. Devletin yerine STK lar sorunların giderilmesin de daha etkindi. Ancak son birkaç yıldır Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı’nın kurulması ile devletin varlığını yanların da gördüler…

60 yıldır kazançlarını Anavatan da değerlendiren, ekonomik çarkların dönmesine alım gücünün yükselmesine katkı sağlayan gurbetçiler,her yıl akın akın Türkiye’ye gelir. Tatillerini Anavatan da geçirir.Buralar da ev alır, işyeri açar, ticaret yapar. Bu sayede ekonomiye önemli katkı yaparlar. Onların sayesin de ülkemizin İhracatının neredeyse %50 si Avrupa’ya yapılmaktadır.Ancak halen Türkiye’de “Almancı”, Almanya’da “Yabancı” muamelesi görüyorlar…

Hemen hemen her ilimizden her aileden Avrupa da işçi olarak çalışan birileri vardır. Onlar bizim akrabalarımız, kardeşlerimiz, dostlarımız, arkadaşlarımız…

Onlar için gurbet, bir kaderdir. Vatan ve bayrak aşk ve özlemdir… Kültürel değerlerini yaşamaya çalışan, örf ve adetlerine bağlı, vatan ve millet sevdalısı,dürüst, adil, hoşgörülü Avrupa TürkToplumu’nun60 yıldır verdiği bir mücadele var orada…

Bu mücadelede onları yalnız bırakmamalı, devlet ve millet olarak yanlarında olduğumuzu hissettirmeli, acılarını, hüzünlerini, sevinçlerini paylaşmalıyız.

 

 

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum